DENEMELER
DENEMELER
avatar
06 Ocak, 2021
119 gösterim

BİR GERGEF TUTUŞTURULDU ELLERİME/EBRU TOKA

Bilenler bilir gergef nedir, ne işe yarar. Kumaşı iğneyle işlenebilir hale getirmek için kullanılan basit bir araçtır.  Gergefi hep hayata benzettim, fakat haberim yoktu hayatı nakış nakış yaşamam gerektiğinden. İğne, parmağıma battıkça daha bir dikkatle davrandım hayatıma. Bazen iğneyi ipliği bırakıp gidesim geldi. Bazen de nakışa özendiğim ipler elimde kaldı. Ama gerçek nakkaş bir gergef gibi sanatını sermişti gözler önüne. Bırakıp gitmek olmazdı bir şeyler yapmak lazımdı. İpliği israf etmeden, iğneyi elime batırmadan yürümek istedikçe iğne batmaya başladı. Yürüdükçe kendimle karşılaştım. Tüm karşılaşmalarda şaşırdım, yeniden tanıdım kendimi. Yolda yürümek ve iz bırakmak için düşmenin de kalkmanın da yolcuya has olduğunu fark ettim.
 
İnsan kalemiyle kâğıda nakşetmek için yaşadıklarını, kelimeleri iğneyle gergefe işler gibi kullanırmış. İğneden mi korktum nakşetmekten mi bilmem ama gergefimin boş kalması kadar da bana üzüntü veren bir şey yok. Sahi sizin korkunuz ne? Satın aldığınız ya da sattığınız hiçbir nakışın değeri olmayacaktı. Eğer vazgeçersen olacaklar belliydi. İnsanlar hayatını ele geçirirse, her gelen bir nakış bırakır; belki yaralar, belki onarır. Sen yine de hayatının nakşını kendin yap çünkü genellikle yaralar ve acılar, iğneden ipliğine seni bilenlerden gelir. Sonra kendini şöyle hayıflanırken bulursun: “Hayatıma giren çıkanlar bir şeyler işleyip durdu, ben hep gergef gibi oldum.” Yolun sonunda senin ‘nakış’ına bakılacak ve bunu bilmek büyülü, bir o kadar da kuş tüyüne benzeyen hayatlara ağır bir sorumluluktur. İnsan teslim edeceği nakışa önem vermeli ama hayata iz bırakayım derken kendisini kaybederek kapılmamalı.
 
Tarihe dönüp baktım benden öncekiler neler yapmış diye. Saçının tellerini nakış yapanları da, elinde tuttuğu gergefi hem kendinin, hem başkalarının başına bela edenleri de gördüm. İki seçenek vardı: Ya yola yatacak ya da yolda olacaktım. Yolda olmak ise zor, zahmetli olandı. İpliğimi ve kumaşımı pazara çıkaran bir hayat vardı karşımda. Öyle dümdüz gitmeyen, sarp yokuşların eteğinde niyetinden yakalayan ve niyetini tazelemen gerektiğini öğreten, ara sıra güldüren, ara sıra ağlatan bir muamma; aynı zamanda seni sana bildiren bir öğretiyle karşılayarak destekleyen bir mucizeydi.
 
Yönümü şimdiye çevirdim. Geçmişin hayıflanmalarıyla beslenmeye, oradan almam gerekeni alıp bugünü kaçırmaya fırsat vermeyecektim. İnsan ‘neyi düzeltebilirim’ sorusunun zaman açısından tek karşılığının içinde bulunduğu an (şimdiyi) olduğunu bilmeli. Geçmişin ve geleceğin arasındaki şimdiye yön verdiğinde biraz daha cesaret bulup adımlar atmaya, kalkıp yürümeye odaklanırsın. Ömür gergefindeki saklı anlamı ve mücadeleyi sen keşfedeceksin ve uğruna harcadığın ipten ve kumaştan hesap sorulacağını unutmadan, kaygı ve umutla, sana verilen ipten ve iğneden korkmadan iz bırakmaya devam edeceksin dedim. Muhammed Ali’nin sevdiğim bir sözüne parantez açmak isterim, şunu söyler: “Seni tüketen, önündeki tırmanılacak dağlar değil, ayakkabındaki çakıl taşlarıdır.”
 
Buradan aldığım ilham ile yaralanmış umutlarımı sarıp sarmalayıp nakşetmeye, yolculuğa devam etmeye karar verdim. Belki bir şeye benzemeyecek, belki ipliğim bitecek ama saçının telinden nakış yapanlardan utanmamak için tüm bahaneleri bir kenara atıp gergefimin başındayım. Eli yaralı, başı kel oluncaya kadar devam…
 
Ya siz?             
 
Ebru TOKA